Kürtlük Kavramı Neden Aşırı Şekilde Politize Ediliyor?

Farkında mısınız bilmiyorum fakat Kürtlük kavramı Türkiye’deki diğer etnik unsurlardan farklı olarak sadece siyasete boca edilerek tamamen bürokrasinin “oy toplama” aracı olarak politize edildiği bir kurgusal sorundan ibarettir. Özellikle en başta Türkiye’deki kemikleşmiş siyasal erk ve onun destekçisi sermaye sınıfı Kürt sorunu ve terör meselesi gibi şeylerin nihayete ermesini ne kadar isteyebilir gerçekten bunu merak ediyorum. Zira bu sorunlar bitse Türk seçmeni kendilerine oy verdirmek uğruna mitolojik düşmanlık konusunda motive edecekleri hiçbir koz kalmayacaktır ve bu da kendi sonlarını getirecektir. İlginç olarak birçok televizyondaki sinemadan tutunuz dizilere kadar işin içinde Doğu Anadolu bölgesi ve aşiret düzeni olmasına rağmen Kürtlük kelimesi pek dillendirilmez. Hatta birisine Kürt müsünüz diye sorsanız bile “Acaba aşağılamak için mi?" "Terörist muamelesi yapmak için mi?” soruyor diye bir şüphe uyandırıyor insanlarda. Ancak ne var ki Türkiye’deki birisine diğer etnik unsurlardan olan Lâz mısın, Arnavut musun, Boşnak mısın diye sorsan bu gibi şüphelerin ve olumsuz çağrışımların hiçbiri yaşanmaz. Çünkü Türkler Kürtler dışındaki diğer etnik unsurlarla son derece barışık. Herkes Arnavut ciğeri, Boşnak böreği, Lâz böreği, Çerkez pilavı, Arap aşı (aslında arabaşı [Araplıkla alakası yok]) gibi yemek sözcüklerini rahatlıkla dile getirirken söz konusu Kürt böreğine geldiğinde yok Kürt böreği mi küt böreği mi diye saçma sapan bir tartışmanın içine çekiliyor insanlar. Sırf bu antipatiden ötürü 12 Eylül döneminde Kürt böreği yerine küt böreği denmesi tercih edildi. Türkiye’de birçok insan Lâzca şarkılardan tutunuz Balkan ezgilerine kadar birçok müzik dinleyebilip Boşnak siyasi lideri Aliya İzzetbegoviç’i bir Boşnak kadar severken söz konusu Kürtlüğe ve Kürtçeye geldiğinde terör sorunundan mütevellit bir şüphe ve antipati uyanmaktadır. Peki bu durumdan Kürtlerin hiç mi kabahati yoktur? Elbette var, birçok Kürt kendilerini sevdirme konusunda gayret göstermeyip kendilerinden nefret ettirmek uğruna âdeta çetin bir mücadele vermektedirler. Terör propagandasından tutunuz Kürtçülük propagandası yapan DEM milletvekilleri Türkiye’yi bölüp parçalayan haritaları sosyal medyada paylaşabiliyorlar. Seçilen milletvekili böyleyse onları seçenler nasıl bir halet-i ruhiye halindedir elbette bunu iyi düşünmek gerekir. Yani sürekli olarak bölücülük ve etnik milliyetçilik propagandası hiçbir şekilde toplumsal barışın inşasına katkı sağlamaz ve bu da Kürtlere yönelik nefreti artırır. Türkiye’nin asıl sorunu fakirlik, kötü ekonomi, hak-hukuk ve adalet zayıflığı ile Türkiye’nin iktidar tarafından tipik bir Ortadoğu rejimine dönüştürülmeye çalışılmak istenmesidir. İşte tüm bu gerçek sorunlar unutulsun diye siyaset ve sermaye erki sürekli olarak kurgusal sorunlar ortaya atarak toplumun gerçek sorunlardan uzaklaştırıp duyarlılığını ve hafızasını iğdiş etmeye çalışmaktadır. Güncel Ortadoğu toplumlarında birey olmanın, medeniyet inşa etmenin, hakkın ve hukukun inşası yerine sadece dinsel ve etnik kimliklerin birbirine üstünlük sağlaması mücadelesi vardır. İşte bu da aslında sivil vatandaşlık asabiyesi yerine toplumlardaki alt kültür olarak dinsel cemaat, siyasi parti, kabile-aşiret ve etnik grup gibi şeyleri öncelemesi yüzünden ortaya bölünmüş ve kutuplaşmış bir toplum örneği çıkmaktadır. Sanatta ve toplumda Kürt kelimesi kolayca dillendirilmek istenmezken ilginç olarak sürekli olarak siyaset dünyası ve bürokrasi tarafından Kürtler dile getirilmektedir. İktidar partisinden tutunuz ana-muhalefet partisine kadar siyasi ittifakları Kürt milliyetçisi bir siyasi partiyle yaptıkları işbirliğine göre şekillenmektedir. İktidar Kürt sorununda tamamen terörü muhatap alarak, ana-muhalefet partisi ise sürekli Kürtlerin gönlünü yapmaya çalışıp sürekli ağzına Kürt kelimesini almaya çalışarak ve diğer yandan da Kürt milliyetçisi bir parti olarak DEM Parti terör sempatizanlığından tutunuz etnik şovenizme kadar faaliyetler yürüterek Kürt kavramının toplumda ve siyasette sadece politize edilen bir kavram haline getirip doğal bir etnik kavram şekline dönüştürmeyerek âdeta Türk halkının nefret etmesi adına müthiş bir mücadelenin içine girmektedirler. Unutmamalıyız ki, bir ülkede etnik milliyetçilik, dinsel ve etnik kimlikler çok dillendiriliyorsa o toplumda bir iç savaşın hazırlıkları ve provası yapılmak istenmektedir. Lübnan’dan tutunuz Yugoslavya’nın dağılmasına kadar aynı medeniyetin çocuklarını birbirlerine parçalatan kör bir kimlik kavgası, mülteci sorunları ve emperyalizmin kışkırtmaları olmuştur. Yani demem o ki özellikle kendilerini duyarlı olarak dillendiren birçok kişinin Kürt sorununu dillendirirken ülkedeki ekonomi, sınıfsal eşitsizlik ve hak-hukuk geriliği konularına hiçbir şekilde değinmemeleri bana son derece samimiyetsiz hatta kötü niyetli bir yaklaşım olarak gözükmektedir. Topluma faydalı olmak isteyen ve toplumsal barışa katkı sağlamak isteyen bireyler öncelikle bir grubu başka bir kitleye karşı mücadelede boca etmeyi değil, onun yerine topluma faydalı bireyler yetiştirmek uğruna sanat, felsefe, bilim ve edebiyat gibi şeylerde ülkeyi geliştirmek adına mücadele verir. Hür dünyadan birçok ülke ulus-devlet olarak varlığını sürdürürken Türkiye’nin ulus-devlet olma haklılığına karşı mücadele edip sürekli etnik kimlikleri sorun haline getirmek, etnik milliyetçilik yapmak ve bunu da terörizm için kılıf haline getirmek varolduğu iddia edilen sorunu da çözmez, aksine o şeyi sorundan da öte tam bir nefret nesnesi haline getirir. İşte bu sorunu bu şekilde devam ettirmeleri sahip oldukları kötü niyeti de açıkça göstermektedir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar