Murray Bookchin'in Düşünceleri PKK'da Nasıl İdeolojik Dönüşüm Sağladı?


Abdullah Öcalan, PKK ve YPG/PYD’nin fikirlerini etkilemiş olan Amerikalı bir Yahudi liberteryen sosyalist olan Murray Bookchin’den bahsedeceğim. Murray Bookchin ulus-devlet anlayışına ve etnik milliyetçiliğe karşıdır. İsviçre’deki gibi kantonlardan oluşan konfederalist bir doğrudan demokrasi ile yönetilen sistemi savunur. Bunun içinse bir toplumda halk meclisleri kurulup yerelden merkeze doğru bir toplum yönetilmeli. Yani Bookchin aynı zamanda etnik milliyetçilik ve ulus devlete dayanmayan çok kültürlü konfederalist bir toplum anlayışını savunmaktadır. Aynı zamanda Bookchin bir toplumun yönetim erkinde salt kadın erkek eşitliğinin sağlanmasını savunarak bir anlamda ekofeminist sistemi de olumlar. DEM Parti’deki eş başkanlık anlayışı da Murray Bookchin’in fikirlerinden ilham almıştır. Örneğin DEM Parti’de bir erkek bir kadın olmak üzere hep iki eş başkan olmaktadır. Özellikle bu eş başkanlık sisteminde de çok etnikliliğe dikkat edilir. HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş erkek, HDP eş başkanı Figen Yüksekdağ ise kadın. Üstelik Selahattin Demirtaş bir Zaza, Figen Yüksekdağ ise Adanalı bir Türk. Şimdi ise DEM Parti eş başkanı Tuncer Bakırhan bir Kürt, DEM Parti eş başkanı Tülay Hatimoğulları ise Hataylı bir Arap Alevisi. Bookchin toplumsal siyasi yapıda bütün etnik topluluklar milliyetçilik olmadan birbirini barındırmalı demektedir. DEM Parti’de Kürt, Türk, Arap, Ermeni ve Süryani gibi etnik grup mensuplardan milletvekillerin bulunma nedeni de budur. Abdullah Öcalan yakalanıp İmralı’daki hapse atıldıktan sonra Murray Bookchin’in kitaplarını okumuştur ve onun fikirlerinden etkilenmiştir. Öcalan Bookchin’in fikirlerini benimsedikten sonra bağımsız Kürt devleti düşüncesinden vazgeçip Türkiye’yi konfederalist bir şekilde ulus-devletin ve etnik milliyetçiliğin bertaraf edilerek ulusal, dinsel ve sınıfsal kimliğin olmadığı bir sistemin kurulmasını amaçlayıp Türkiye’yi “dönüştürmek” istemektedir. Son çözüm süreciyle birlikte Abdullah Öcalan’ın “Türkiye’yi dönüştüreceğim” deme nedeni de budur. Tabi bunu ilk olarak T. C. Anayasası’nın 66. maddesindeki “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk”tür ibaresini değiştirerek ve Anayasa’daki ilk üç maddeye dokunarak yapmak istemektedir.

Diğer yandan PKK ilk gerilla eğitimi Suriye ile Lübnan arasındaki Bekaa Vadisi’ndeki Filistinli militanlardan almıştır. Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi adlı örgütün lideri Nayif Havatme Abdullah Öcalan’ın Suriye ve Lübnan günlerinde arkadaşıydı. İlginç olarak o da Filistin-İsrail çatışmasında Murray Bookchin’in konfederalizm düşüncesine benzer fikirleri benimsemektedir. Nayif Havatme demokratik bir Filistin devletini savunup Filistinli Araplarla Yahudilerin birlikte yaşaması gerektiğini, ne Yahudi ulus-devletçiliğiyle ne de Arap milliyetçiliği ile Pan-Arabizm fikri bu devlette olmalıdır demektedir. Yani Nayif Havatme de Abdullah Öcalan’a benzer olarak konfederalist bir Filistin düşüncesini savunarak ulus-devlete ve etnik milliyetçiliğe karşı olarak Yahudi ve Filistinli Arapların aynı toprakta birlikte yaşamalarını savunmaktadır. Aynı düşünce İsrail kurulduktan sonra Yahudi siyaset bilimci Hannah Arendt’ta da vardı, o da Filistin topraklarında Yahudilierle Filistinliler arasında bir konfederalizmin kurulup iki ulusun da birlikte yaşamasının gerekliliğini vurgulamıştır. Bu yüzden kendisi Yahudi milliyetçilerinden tepki görmüştür. Yani hem Nayif Havatme’nin hem de Hannah Arendt’in düşünceleri Filistin ve İsrail devletinin yönetim biçimlerinde din ve milliyetçilik sentezini reddetmektedirler. Kürt meselesi ve PKK’ya tekrar gelecek olursak, şiddetli bir Kürt milliyetçisi sosyolog olan ve Çorum İskilip kökenli bir Türk olan İsmail Beşikçi Abdullah Öcalan’ın tam tersi düşünceleri benimsemektedir. İsmail Beşikçi’ye göre Kürtler bağımsız bir Kürt devleti kurmalıdırlar. Yani Abdullah Öcalan’ın düşündüğü gibi Kürtlerin Türkiye’yi “demokratikleştirmek” gibi bir dertlerinin olmaması gerektiğini söylemektedir. İsmail Beşikçi “Fransızlar tarafından sömürülmüş olan Cezayirlilerin hiç Fransa’yı demokratikleştirmek diye bir davaları oldu mu? “ diyerek Kürtleri ayrılıkçılığa teşvik edip Kuzey Irak’taki Barzani yönetimine yakın bir duruş sergilemektedir. [1] Örneğin 2017 yılında Kuzey Irak’taki Barzani’nin Kürt bölgesel yönetimi bağımsız Kürdistan referandumu yapmıştır ve PKK’nin yönetim kadrosu âdeta Barzani’nin bağımsız Kürt devleti arayışının karşısında durarak tepki göstermiştir. Bazı PKK mensupları Barzani’ye “şov yapıyor” demiştir. Hatta PKK mensubu ve lideri Murat Karayılan “Biz Türkiye’yi bölmek istemiyoruz. Türkiye’yi demokratikleştirmek istiyoruz.” demiştir. [2] Aynı zamanda Abdullah Öcalan Barzani’ye karşı çıkarak "Eğer biz Türkiye’de konfederalizmi başaramazsak, Barzani ve Talabani tarzı federe burjuva milliyetçiliği gelişir." demiştir. [3] Bununla birlikte AK Partili TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Devletin milleti olmaz. Anayasa’dan kaldırılmalıdır.” sözleri Abdullah Öcalan ile Murray Bookchin’in konfederal toplum fikriyle paralellik teşkil etmektedir. Yani bu sözlerle Numan Kurtulmuş üniter devlet anlayışını eleştirmiştir. [4] Abdullah Öcalan ise konfederalizmi ulus-devlet anlayışının ve milliyetçiliğin ortadan kaldırılarak doğrudan demokrasi ve liberteryen sosyalist bir yapı “devletsiz” bir topluma giden adım olarak görmektedir. Yani toplumdaki milletlerin devleti olamaz, devletin milleti olamaz. Bunun içinse doğrudan demokrasi gerekir. Kaldı ki emekliye asgari ücretin altında maaş dayatan ve toplumda plütokrasi ile ahbap-çavuş kapitalizmi (crony capitalism) kuran AK Parti ile bu konfederalist toplum anlayışını nasıl inşa edebilir çok ciddi bir soru gerçekten. Ne var ki tepede yönetim etnik olarak ulus-devlet fikrini reddetse bile ne Türkler ulus-devlet ile milliyetçilikten ne de bazı Kürtler etnik milliyetçilikten ve ayrılıkçılıktan vazgeçecektir. Yani bu konfederalizm fikri bir ham hayal olarak gözükmektedir. Nitekim PKK’nın Suriye kolu YPG Murray Bookchin’den ilham aldıkları konferalizm fikrini ilk defa Suriye’nin kuzeyinde inşa ettikleri özerk kanton yapılarla gerçekleştirmek istedi fakat Amerika’nın desteğini alan HTŞ ve Colani yönetimi birkaç günde YPG/PYD’yi tasfiye ederek onların uzun süreli hayallarini suya atmıştır. Dünyaya kapitalizmi yayan ABD hangi minvalde Suriye’de liberteryen ve antikapitalist bir sosyalist bir yönetimin kurulmasını isteyebilir? Gerçekten YPG/PYD’nin ABD desteğiyle yıllarca bunu gerçekleştirebileceğini düşünmesi iş bilmezlikten başka bir şey değildir. Kendilerini Suriye’de çok etnikli bir yapı olarak tanıttılar ancak Suriye’de IŞİD’ten ele geçirdikleri yerlerdeki Türkmenleri ve Arapları göçe zorladıkları ve oraları Kürtleştirmek istedikleri Uluslararası Af Örgütünün de raporuna yansımıştır. YPG/PYD yönetimi ise bu zorla göç ettirme durumunu “münferit” olarak değerlendirmiştir. [5]

Abdullah Öcalan “Murray Bookchin’in öğrencisiyim.” demiştir ve PKK yaptığı açıklamada Murray Bookchin için “20. yüzyılın en büyük sosyal bilimcilerinden biridir.” demiştir. Özellikle Suriye’deki YPG ve Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi İsrail’e karşı sempati beslemektedir. Bunu paralel olarak Murray Bookchin de bir Yahudi olarak bazı söylemlerinde İsrail’i olumlarken İsrail’e karşı olan Arap devletlerini şiddetli biçimde eleştirmiştir. Hatta Bookchin bu konuda öyle ileriye varmıştır ki birçok siyaset bilimcinin “Apartheid” devleti dediği İsrail’e  “Geri kalmış bir bölgenin demokrasiyle parlayan bir feneri” demiştir. [6]

Murray Bookchin ayrıca Abdullah Öcalan’ın ekofeminizm düşüncesini benimsemesine neden olarak Öcalan “jineoloji” (kadın bilimi) diye bir kavram türetmiştir. Jineoloji kavramı Kürtçe’deki jin kelimesinden gelmektedir, jin kelimesi Kürtçe’de kadın demektir. Sokaklardaki feminist PKK yanlısı kadınların “Jin, jiyan, azadi” sloganının kökeni de Abdullah Öcalan’ın Murray Bookchin’den ilham aldığı ekofeminist düşünceden kaynaklıdır. Bu yüzden PKK destekçisi lobi bazı feminist dernekleri fonlamaktadır. Murray Bookchin “Bir toplumun medeniyet seviyesi, kadınlara nasıl davranıldığına bakılarak anlaşılabilir.” demektedir. Bu sözden ilham alan Abdullah Öcalan Kürtlerde yaygın olan namus ve töre cinayetleri ile homofobiyi gördüğü için hayal kırıklığına uğramaktadır ve Kürtler arasında feminizm ve LGBT gibi akımları yayarak onları kültürel dönüşüme uğratmak istemektedir. Öcalan’ın jineoloji kavramını geliştirmesindeki en büyük neden Kürtlerdeki töre ve namus cinayetlerinin yaygın olması, amca kızıyla evlilik gibi akraba evliliklerinin yaygın olması, çocuk gelinciliğin yaygın olması, Kürt kadınlarının şiddet gördükleri kocalarından boşanmaya korkmaları ve Kürtlerin çoğunun şiddetli homofobiye sahip olmalarıdır. Buna en büyük örnekleri sıralayayım; 2008 yılında sırf eşcinsel olduğu için Ahmet Yıldız adındaki bir Kürt vatandaşımız ailesi tarafından öldürülmüştür. Yakın zamanda Ağrılı bir Kürt olan Nuriye Dilmaç adlı bir kadın boşanmak istediği için eşi ve çocuğu tarafından öldürülmüştür. Asya Ramazan Anter adlı bir kadın YPG mensubu çocuk yaşta zorla ailesi tarafından evlendirilmiştir ve kocasından kaçıp YPG’ye katılmıştır ve daha sonra 19 yaşındayken IŞİD tarafından öldürülmüştür. [7]

Şunu da söylemek gerekir ki Murray Bookch’in ulus-devlet ile milliyetçilik anlayışlarına meydan okuyan fikirleri, zamanında bir Nazi komplosu olan Kalergi Planı’nı akıllara getirmektedir. Bu plana göre Yahudiler beyaz ırk olan Alman ırkını Yahudileri katleden Amelek soyu olarak görmektedir ve Avrupa’daki beyaz ırka karşı göçü teşvik edip onların toplumsal dokusunu bozarak sahip oldukları toplumu “kimliksiz” hale getirerek intikam alınabilir. [8]

Bu yüzden özellikle Türkiye’deki ve dünyadaki bir Yahudi olan Soros uzantıları ulus-devletleri çok kültürlülük ve ulus-devletçilik karşıtlığıyla dizayn etmeye çalışmaktadırlar. Aynı şekilde Amerika’nın Suriye özel temsilcisi ve Ankara büyükelçisi Tom Barrack  “Güçlü ulus-devletler İsrail için bir tehdittir” demiştir. [9] Tam da Tom Barrack’ın bu sözünden sonra MHP lideri Devlet Bahçeli “Türkiye’nin cumhurbaşkanının yardımcısının biri Kürt biri ise Alevi olsun" demiştir. Bu söz üzerine ise sosyalist olan Türkiye İşçi Partisi’nin lideri Erkan Baş bile “Bu bölücülüktür” demiştir. Demem odur ki Abdullah Öcalan’la yeni anayasa yapma arayışları ve diğer yandan cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 400 milletvekilinden anayasa değişikliği hakkında destek alarak yeniden başkan adayı olma arayışları için Türkiye’ye bir konfederalizm uyarlamak Türkiye’deki üniter ve ulus-devletçi yapıyı hedef almaktadır. Kaldı ki bu yapıyı toplumun düşüncelerine bile uyarlayamayız. Gazeteci Nevzat Çiçek her ne kadar “Aslında Abdullah Öcalan Misak-ı Milli’den yana” dese de Türkiye’de asıl gerçekleştirilmek istenen Türk toplumunu milliyetsizleştirmek ve kimliksizleştirmektir. [10]

 

[1]: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/04/140409_ismail_besikci_roportaj

[2]: https://www.kurdistan24.net/tr/story/438190

[3]: https://tr.wikipedia.org/wiki/Demokratik_konfederalizm

[4]: https://www.youtube.com/watch?v=qFfuw6Flg1c

[5]: https://www.aljazeera.com/news/2015/10/13/report-syrian-kurdish-forces-razed-arab-villages

[6]: https://www.medyasafak.net/haber/3492/ozel--murray-bookchin--israil-in-somurgeciligini-ve-savas-suclarini-ak

[7]: https://en.wikipedia.org/wiki/Asia_Ramazan_Antar

[8]: https://eksisozluk.com/entry/144173791

[9]: https://www.birgun.net/haber/tom-barrack-guclu-ulus-devletler-israil-icin-bir-tehdittir-639983

[10]: https://t24.com.tr/video/nevzat-cicek-ocalan-su-anda-misak-i-millici-yani-su-an-geldigi-nokta-orasi,61903

Yorumlar

Popüler Yayınlar