Futbol Endüstrisi Otoritenin Kitlelere Karşı Kullandığı Sosyolojik Bir Silah Mı?

Futbol endüstrisindeki her bir takım kentleri temsil etmesi nedeniyle aynı ülkenin vatandaşlarının birbirlerine karşı şehir milliyetçiliği geliştirerek düşman olmalarına neden olmaktadır. Futbol endüstrisi sermaye sınıfı tarafından halkın özellikle fakir kesimine sunulan sahte bir kültürel kimlik arayışından başka bir şey değildir. Sermaye sınıfı kendisini haklı bir siyasi ve ekonomik sınıfın içinde bulamayan her bilinçsiz kitleye onların kendisinin bile sahip olamadığı futbol kimliğini aşılar. Futbol endüstrisi, kitlelerin kültürel gelişim gösterip bilinçlenerek otoriteyi tehdit etme ihtimali karşısında sermaye ve bürokrasi sınıfı tarafından kullanılan sosyolojik bir silahtır.

Kimi insanlar vardır; sabah kahvaltısını yaparken okuduğu spor gazetesiyle hangi futbol takımı kime futbolcu transfer göndermiş, ne kadar bonservis ödemiş, hangi maç kaç kaç bitti gibi şeyleri tartışır arkadaşlarıyla. Sanki dünyanın bütün sorunları bitmiş gibi dünyada sorun teşkil eden kara para hırsızlarının sahip olduğu futbol takımlarının münakaşasını yaparlar. Meşin yuvarlağın peşinden giden futbol fanatiklerinin zihin dünyaları da genelde o top kadar küçüktür. Zihin dünyalarının içi o top gibi boştur. Kimi insanlar vardır, beyinleri sürekli dünyada olup bitenleri düşünür ve bunu bütün benliğiyle mesele edinebilmiştir. Okur, araştırır, düşünür ve dünyadaki çatışmaların, güç mücadelelerinin; din, milliyet ve mülkiyet savaşlarının felsefi ve tarihi özüne inmeye çalışır. Onlar öyle kimselerdir ki zihin dünyaları dünya gibi büyüktür, okyanus kadar derindir. Ancak zihin dünyaları yerin altındaki magma kadar da ızdırabın ateşiyle doludur.

Futbol endüstrisi, erkeğin şiddet içgüdüsünü siyasi, ulusal ve ekonomik sorunlardan uzaklaşmasını sağlayan bir gaz alıcı kurumsallaşmasıdır. Bir spor dalı olarak futbol endüstrisine barış ve kardeşliktir denmesi, karşılaşmaların cezbediciliğiyle şiddet heyecanlanmasının en az zararla boşalımının temin edilip, insanların birbirlerine olan üstünlüğü şiddet üzerinden zarar vererek değil, tuttukları takımın birbirini yenmesiyle tatmine vardırılmasındandır. Ortadoğu’daki çok savaş görmüş ülkelere bakarsak futbol kurumsallaşmasının çok zayıf olduğunu görürüz. Bir Sırp milliyetçisi olan Arkan'ın (Željko Ražnatović) Bosna Savaşı için topladığı elit birliklerin askerlerini sahibi olduğu Kızıl Yıldız adlı futbol takımının taraftar grubu Delije’den seçmiş olması sporun her zaman kontrollü bir şiddet akımı olduğunu göstermektedir. Arkan, kontrol altında tutulan şiddeti serbest bırakıp kontrolsüzleştirerek Bosna Savaşı’ndaki Müslüman Boşnakların üzerine salarak onları cezalandırmıştı.

Örneğin 2014 yılında Sırbistan’ın Belgrad şehrinin iki büyük futbol takımı olan Kızıl Yıldız ile Partizan arasındaki bir karşılaşmada Partizan taraftarları Kızıl Yıldız taraftarlarının tribünlerine maç öncesi yanıcı madde sürerek onları diri diri yakmaya teşebbüs etmişlerdi.* Yani demem odur ki sporun sözde barışçıllığı değil insanlarda kardeşlik duygusu pekiştirmek, aksine birbirlerinin bazen canlandırına vahşice kastetmeye bile neden olabiliyor. Çünkü Kızıl Yıldız taraftarını diri diri yakmaya çalışmakla onların canına kasteden Partizan taraftarı solcudur ve Tito’yu severler, onların rakibi olan Kızıl Yıldız takımı ise koyu Sırp milliyetçisidir ve sağcıdır. Özellikle futbol maçları basit şehir milliyetçiliklerini de aşıp ideolojik sapkınlık boyutuna ulaşınca futbol maçı esnasında tribündeki kalabalıklarda canlanan kitlesel heyecanlanma duygusuyla insanlar birbirlerini vahşice katletmeyi dahi isteyebilirler. Futbol takımları arasındaki müsabakalar ancak siyasi ve şehir milliyetçiliği boyutundan uzak bir düzleme varınca şiddet eylemlerinden daha uzak bir boyuta ulaşabilir. Futbol taraftarlığı siyasi ideolojilerden ve şehir milliyetçiliğinden uzak tutuma sahip olsa bile insanlar tuttuğu takımın rengini dahi bir totem haline getirebilip bunu hayatındaki yegâne bir gurur nesnesi haline getirebiliyorlar. İşte bu sürüye ait hissetmeye dayalı olan futbol taraftarlığı ahlakı, insanın bireysel ahlakını bastırır ve toplumda yaygınlaşınca o toplumun gerileşmesine ve düşünsel anlamda köhneleşmesine neden olur.

Örneğin Portekiz’in eski faşist diktatörü Antonio de Oliveira Salazar’a ülkeyi 36 sene nasıl bu kadar kolay yönetebildiğini sorduklarında kendisi bunu “Ülkeyi Üç F ile yönettim. Bunlar: Futbol, Fado ve Fatima’dır.” demişti. Yani diktatörler için futbol kitleleri oyalayıp hakiki gündemden saptırmak için kullanılan bir oyalama taktiğidir. Diktatörler demir yumrukla yönettiği toplumları her zaman kimlik siyasetiyle oyalayıp onların bireysel varlığını baskılar. Zira futbol fanatizminin de amacı bireyin varlığını baskılayarak onu futbol kültürüne ait kılmayı istemektedir. Hatta kimi varoş kültürlerde öyle görülür ki futbolla ilgilenmeyen bir erkeği erkek olarak dahi görmezler. Halı sahada iyi top oynayan bir erkeğe ise her zaman saygı gösterirler, kötü top oynayanları ise “kazma” diyerek aşağılarlar. İşin ilginç yanı futbol kulübü sahipleri ve futbolcular milyon ile milyar dolarlar içindeki bir zenginliğin içinde yüzerken futbol fanatizminin talebini gerçekleştirip onu kurumsallaştıranlar da sosyal tabakanın en alt tabakasındaki fakir insanlardır. Onların sokak aralarında ve halı sahada iyi top oynayan insanlara olan saygısının bir nedeni de futbolu iyi futbol kulüplerinde meslek olarak yapıp büyük para kazanan futbolcuların yaşamlarına olan imrenmelerinden ileri gelmektedir. Varoş kültürde dünyaya gelen birçok çocuğun bir filozofa ve bilim adamına özenmesi değil de her zaman bir futbolcuya özenmesi sağlanır. Oysa teknik anlamda düşününce ve okuyunca filozof olabilmek iyi bir kulüpte futbolcu olmaktan çok daha mümkündür. Yani demem o ki futbol endüstrisi genç zihinlere ta çocukluklarından beri hayal satarak birçoğunun gelecekte iyi bir futbolcu olduğuna inandırabilmektedir. İşte bu durum insanların vaktini çalmaktadır. Çocukların küçüklüğünün felsefe ve bilim hayalleriyle değil de futbol hayalleriyle geçmesi elbette faşizan siyasi otoritelerin işine gelir. Çocukluğu felsefe ve bilim merakı ile geçen birisi topluma gelecekte birey olarak sökün edecektir ve bu birey her zaman faşizan bir otorite için tehdittir. Bu yüzden ister muhafazakâr ister seküler olsun birçok yozlazmış otorite sahipleri insanların bilinçlenmemesi adına onların kültür dünyasını sadece futboldan ibaret kılmaya çalışmaktadır.

Son bir örnek vermem gerekirse 2022’de Katar’da FIFA Dünya Kupası yapılmıştı. Bu kupada Arjantin milli takımı şampiyon olmuştu. Arjantin şampiyon olduktan sonra başta başkent Bueno Aires olmak üzere Arjantin’in birçok kentinde insanlar sokaklara dökülüp sevinç gösterileri yapmıştı. Diğer yandan böylesine çılgınca sevinen Arjantin halkı o dönemde çok ciddi bir ekonomik krizin içindeydi. Hatta ekonomik kriz öyle boyutlara ulaştı ki insanlar eti bile ayda yılda yiyorlar. Onlar için et yemek tam bir lüks hale gelmişti. Ancak bu duruma rağmen Arjantin halkı sanki ülke olarak toplumun her bir bireyi müthiş bir ilerlemeye sahip olmuşçasına sadece milli takımları şampiyon oldu diye delicesine seviniyorlardı. Oysa kendi milli takımlarının futbolcusu olan Lionel Messi’nin yıllık kazancı 150 milyon dolar civarındadır. Messi gününü gün edip biftekleri lüks restoranlarda mideye indirirken et bulamayan Arjantin halkının onların zenginliği için sevinmesi pek abes bir durumdur. Unutmayın, milli bir takım bile olsa, o takım elendikten sonra takımın oyuncularının üzüntüsü milli duygudan değil, aksine bir sonraki tura yükselemedikleri için kaybettikleri paradan kaynaklıdır.

* https://t24.com.tr/dunya/sirbistandaki-derbide-deplasman-takiminin-taraftarlari-yakilmaya-calisildi,257098?_t=1778936068520

 

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar