Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Arasındaki Mekke Anlaşması Ne Anlama Geliyor?

İsrail geçtiğimiz yıl Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanıdı. Türkiye ve Suudi Arabistan başkent Mogadişu merkezli Somali hükümetini destekliyor. İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezî Somali devletinden bağımsız olmak isteyen Somaliand özerk bölgesini siyasi olarak destekliyor ve bağımsızlığını temin etmeye çalışıyor. Diğer yandan Sudan'da İsrail ve BAE eski bir deve çobanı olan Hızlı Destek Kuvvetleri komutanı Muhammed Hamdan Dagalo (Hemeti)'yi destekliyor. Türkiye ve Suudi Arabistan Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetlerine karşı başkent Hartum merkezli Sudan Askeri Geçiş Konseyi'nin lideri Abdülfettah El-Burhan'ı desteklemektedir. Abdülfettah El-Burhan 2019'da Sudan'da ekmek fiyatlarının artışı ve ekonomik kriz nedeniyle oluşan halk gösterisi üzerine Ömer El-Beşir'e düzenlediği askeri darbeden sonra başa geldi. 

Aynı zamanda İsrail ve BAE Güney Yemen'deki liman şehri Aden merkezli olan ayrılıkçıları destekliyor. Suudi Arabistan ve Türkiye eskiden Yemen'in başkenti San'a'da bulunan Mansur Hadi hükümetini desteklerken, İran ise 2014'te rejimi devirip San'a'yı işgal etmiş olan Husileri desteklemektedir. Tam da İsrail'in 26 Aralık 2025'te Somaliland'ın bağımsızlığını tanıyıp Sudan'da da olayların devam ettiği bu hengâme sürecinde, BAE Yemen'in Mukalla şehrindeki limanda Güney Yemenli ayrılıkçılara silah sevkiyatı yaptığı esnada Suudi Arabistan BAE ve Güney Yemenli askeri birlikleri savaş uçaklarıyla bombalamıştı ve birçok kişi ölmüştü. Güney Yemen 1839 yılında İngilizler tarafından işgal edilip Osmanlı'dan ayrı bir protektora haline getirilmiştir ve İngiliz sömürgeciler liman şehri olan Aden'i, sömürgesi olan Hindistan'dan gelen malların Kızıldeniz'e sevkiyatı için kullanmıştı. Güney Yemen 1967'de bağımsız oldu. Güney Yemen Sovyet destekli bir sosyalist kimliğe sahipken Sovyetler Birliği'nin yıkıdlığı dönemde 22 Mayıs 1990'da Kuzey'deki San'a merkezli Yemen'le birleşmiştir ve tek bir Yemen devleti meydana gelmiştir. Kuzey'deki Yemen ise geçmişte Şii mezhebinin bir kolu olan Zeydi imametçilerle Mısır merkezli Cemal Abdülnasır tarafından desteklenen cumhuriyetçilerin iç savaşına da sahne olmuştu.

Aynı zamanda İsrail ve BAE, Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir şehrini işgal etmiş olan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin kontrol ettiği altın madenlerinden elde edilen gelirlere de ortak olmaktadır. Hızlı Destek Kuvvetleri, BAE ve İsrail bu altınları sömürmektedir. Hızlı Destek Kuvvetleri Faşir'de bir günde 20 binin üzerinde kişiyi öldürmüştür.

Kızıldeniz'de gündem böyle devam ederken, İsrail'in Somaliand'ta askeri üs kurup bu üs ile Kızıldeniz üzerinden Kuzey Yemen'deki Husilere karşı askeri operasyon düzenleme planı vardır. Çünkü İran destekli Husiler belli aralıklarla İsrail'e karşı balistik füzelerle saldırmaktadır. İsrail'in BAE ile Husilere yönelik doğrudan bir operasyon için Somaliland'taki kıyı şeridinde oluşturduğu askeri üsler onlar için vazgeçilmezdir.

Diğer yandan Suriye'de Türkiye ve Suudi Arabistan Şam merkezli Colani (Ahmed Eş-Şara) rejimini desteklerken, İsrail her ne kadar İran destekli Esad rejiminin son bulmasından memnun olsa da İsrail toprak bütünlüğü olan bir Suriye görmek istemediğinden İsrail ve BAE ülkenin güneyinde bulunan Süveyda'daki Şam merkezli HTŞ rejimine karşı savaşan kendi başına buyruk Dürzi milisleri desteklemektedir.

Yani Suriye'de Esad rejiminin düşmesiyle birlikte İran'ın Ortadoğu'dan kovulması sonrası İsrail'in gücü olağanüstü artmıştır ve İsrail'in bölgede nüfuzu artırması üzerine Suudi Arabistan ve Türkiye bu durumdan rahatsız olmuştur ve İsrail'in Somaliland'ı tanıması üzerine nükleer güç sahibi olan Pakistan'ı da yanlarına alarak savunma paktı anlaşması imzaladılar.

Elbette Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan bu savunma paktı anlaşması akıllara Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husiler tarafından saldırıya uğrama durumunda Türkiye ve Pakistan’ın Kızıldeniz’de güç mücadelesine ve İran’ın Suudi Arabistan gibi Körfez ülkelerine karşı gerçekleştirdiği balistik füze saldırılarında akredite edilip edilmemesi akıllara gelmektedir. Böyle bir durum bölgedeki çatışmaların daha da ateşlenebilip daha sıcak bir savaşa dönüşmesi açısından risk barındırmaktadır.

Diğer yandan Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği Ortadoğu’da nüfuz arayışı içerisindeyken 1955 yılında Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere arasından Sovyetlere karşı savunma amaçlı Bağdat Paktı anlaşması imzalanmıştı. Daha sonra 14 Temmuz 1958’de Irak’ta Haşimi Krallığı, Abdülkerim Kasım’ın askeri darbesiyle son bulmasıyla Bağdat Paktı anlamını yitirmişti. Çünkü Irak’ta darbeyle başa gelen Arap milliyetçisi Abdülkerim Kasım Sovyetler Birliği tarafından destekleniyordu. Ortadoğu’da değişen konjonktürle birlikte artık İran’ın Direniş Ekseni’nin pasifize edilmesi, bölgede oluşan güç boşluğundan dolayı Türkiye ile İsrail arasında yeni çatışma parametreleri oluşturmuştur.

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar