Gösteri Toplumu, Dijital Vicdan ve Sanal Dünya Sınıfsallığı
Sosyal medyada fenomen olan güzel bir kadının güzelliğinin fakirler için derin bir anlamı yoktur. Güzel kadın sadece gösteri toplumuna kendisini arzı endam ediyor, o kadar. Fakirler de güzel kadına karşı bu gösteri toplumunun yaşayanları değil sadece seyircileridir.
Aynı şekilde porno da gösteri toplumunun bir parçasıdır. Cinselliği doyasıya yaşayamayan fakirler cinselliği sanal dünyada tatmaya çalışır. Farkındaysanız fakirler oyunları bile hep sanal dünyada bilgisayarlarda olan video oyunlarıyla oynarlar. Fakat zenginler ise genelde oyunları bile gerçek hayatta oynarlar; zenginler golf, tenis ve basket oynamaya giderler boş zamanlarında.
Fakirler sosyal medyada hep olamadıkları şeyin oluşu gibi kendilerini arzederler. Gerçek hayatta kültürel iktidarını kuramayan fakirler, bunu sosyal medyada yaparlar ve linç kültürü geliştirirler. Örneğin gerçek hayatta İsrail'e karşı hiçbir şey yapamayan fakir müslüman dünyası bunu sadece sosyal medyada İsrail'e karşı bir öfke ve linç kültürü olarak geliştirirler. Zaten bu yüzden de 2025’te Türkçe’ye “dijital vicdan” diye bir kelime oturmuştur.
Bundan dolayı dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleşen katliamlar ve trajik olaylar sanal gösteri toplumunun bir parçası olarak sadece dijital vicdanda yer edinmiştir. Herkes bu olaylara sosyal mecralarda tepki vererek kendisini “en vicdanlı” ve “en erdemli” insan sınıfına sokarak bir nevi sosyal itibarın da arayışı içine düşmüştür. Ancak bu coğrafyalarda yaşanan katliamlardaki siyasi sorunlara dair insanların çoğu akademik düzeyde okumalar yapıp kafa yormamaktadır ve çözüm önerilerinde bulunmamaktadır. Nerede katliam ve trajedi varsa buna sosyal medya aktivistliği boyutunda bir “dijital vicdan” yaratarak tatmin aracı sağlamaktadırlar. Sosyal reel hayatında birçok ahlaksızlığı olan biz insanlar, söz konusu kitlesel vicdancılığa gelince her biri kendisini en vicdanlı ve en ahlaklı olarak göstermek için adeta bir yarışın içine girer. Artık sosyal medya ve dijitalleşen yaşamlar öyle bir hâl aldı ki dostluklarımız ve sohbetlerimiz bile tamamen sosyal medya üzerinden gerçekleşiyor. Sosyal medya ve dijital mecra hayatımızı boydan boya kuşatmış vaziyettedir. Ancak önemli olan şey dijital mecrayı en fazla bilgi amacıyla kullanmak olmalıdır. Bize bilgi çağında olmanın bilincini gerçek anlamda ancak bu düşünce aşılar.
Doğrusunu söylemek gerekirse fakirler eğitimsiz olarak görüldüğü için dezerformasyon da en çok onlar için üretilir. Eğitimsiz olarak görüldüklerinden en fazla manipüle edilme oranlarının da o kadar mümkün olduğuna inanılır. Fakir kitleler üzerinde medyanın kurduğu simülakr içerikli haberler onların sadece vicdanınındaki saf düşünceleri manipüle ederek kimin kötü kimin iyi olduğuna da sadece medya sahipleriyle onların destekçisi olan küresel siyasetçiler karar vermektedir. Yani hikaye böylece hep avcıdan dinlenmiş olur, avlanan aslana kimse bir şey soramaz hale gelir.
Aynı şekilde demokrasinin yozlaşmış hali de Ortadoğu gibi geri kalmış ülkelerde sadece fakirlerin selâmetsizliği için kullanılır. Kendi kişilikleri üzerinde bireysel bir yönetim ve içgörü yeteneği inşa edememiş kitlelerden oluşan bu coğrafya sizce nasıl bir kendiliğinden yönetim inşa edebilir? Kısacası Batı demokrasiyi bile kendi işine gelen boyutta fakir coğrafyalara dayatır. Fakir coğrafyalarda demokrasi sadece seçimle iş başına gelmek olarak algılanırken, zengin olan refah toplumlarında demokrasi hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, basın özgürlüğü ve bireysel özgürlükler olarak algılanır.
Yine şunu söylemek gerekir ki toplumsal ahlak, normlar ve dinler de aslında sadece fakirler içindir. Fakirlere zenginler için çok fazla üretip onların sahibi olduğu emtia için daha fazla satın alıcı bulunsun diye çalışmanın ve üretmenin mutlak bir toplumsal ahlak olduğu küçük yaşlardan itibaren telkin edilir. Örneğin askerlik yapmayana kız vermemek gibi olaylar fakirler arasında kabul gören bir norm iken zenginler arasında askere gitmek gibi bir şey görev olarak dahi görülmez. Zenginler bireysel yaşamlarının verdiği sınırsız refahı doyasıya yaşadıklarında dini kurallarının geçerliliğini umursamazken fakirler fakirliklerinde dahi dine sığınarak yediği kuru ekmek için bile şükür etmektedirler. Kısacası gösteri toplumundan tutun dijital dünyaya kadar hemen hemen her şey sınıfsal bir düzlem içerisindedir.

Yorumlar
Yorum Gönder